Bölüm-1 Yağmur
Uyandığımda yağmur çoktan başlamıştı. Gece mutfağın camını açık bırakmışım. Çöp kovası, dolabın altı ve duvarın kenarına sıkıştırdığım mini buzdolabı su içindeydi. Camı kapattığım anda ev yine sustu. Son bir aydır olduğu gibi.
Bir süre olduğum yerde kaldım. Camdan dışarı baktım. Karşı komşunun küçük bahçesi yağmurdan koyulaşmıştı. Balkonun kenarına sinmiş kediler yıldırım seslerinde yer değiştiriyor, sonra yine aynı noktaya dönüyordu. İçerideki sarmal kedi ise sıcak evin ortasında, hiçbir şeye tepki vermeden onları izliyordu.
Mutfağın ortasında dururken ayağımın altındaki soğukluğu fark ettim. Kırık ayağımı yere tam basmamaya çalışarak dolaba yöneldim. Kedi mamalarına baktım. Hepsi bitmişti. Karşı komşu uyanana kadar aç kalacaklardı.
O an aklıma geldi.
Fındık.
Salona geçtim. Camın ve peteğin arasında duran kafesinde, güzel melodili ıslıklar çalıyordu. Kanatlarını çırpıyor, kafesin içinde dönüp duruyordu. Favori çubuğunun altı kirlenmişti. Uzun süredir fark etmediğim kadar.
“Ben yedikten sonra sana bakacağım,” dedim.
Sesim, evin içinde gereksiz yere yankılandı.
Tam televizyonu açacaktım ki gök gürültüsü patladı. O kadar yakındı ki bahçeye düşmüş gibi hissettim. Refleksle kapıya yöneldim. Adımımı attığım anda ayağımdaki ağrı beni durdurdu. Dizlerim çözüldü. Kendimi salondaki çekyata bıraktım. Bir süre kıpırdamadım.
Ağrı hafifleyince mutfağa geçtim. Ocağın altını yaktım, çaydanlığa su koydum. Su ısınırken camı açıp bir sigara yaktım. Yağmur hâlâ yağıyordu. Karşı komşunun ışığı yanmıştı.
Son bir aydır evdeyim.
Ses yok.
Zaman yok.
Dışarı çıkmak için bir neden yok.
Telefonumdan gelen tek şey kısa bir mesajdı:
“Rapor yenilendiyse sisteme yükle.”
Ekranı kapattım. Sigaranın külü yere düştü. Almadım.
Evdeki sessizlik, çiğneme seslerimi bile duyuracak kadar ağırdı. Bir aydır kendime tahammül edemeden, aynı sabaha uyanıp duruyordum. Hareketlerim gözüme batıyordu. Olduğum yerde fazla duruyormuşum gibi hissediyordum.
Bir şey içime oturdu.
Adını koyamadım.
